Halk yığınlarının, çok defa kendi aydınlarının ferasetlerini aşarak bir hadise üzerinde en doğru hükmü sezmek ve bulmak gibi bir meziyetleri vardır. Özellikle günümüzde dünyanın her yerinde bir takım idari siyasi merkezlere bağlılık iddiasıyla kendi milletine yabancılaşmış aydın ve yazar kesiminin hali karşısında, halihazırda olagelen bir meselenin hakikatine vakıf olmak için, meseleye maruz kalan milletin hissiyatına dikkat etmek en doğru yol olacaktır.
Bu sebeple denilmiştir ki; 'halkın dili hakkın dilidir'
Amerikan Yahudi Lobisinin Avrupada yaptığı anket sonuçlarını yayınlamasının üzerinden çok geçmedi. Görüldü ki, Avrupa milletleri, medya, siyaset, iktisadi saha ve kültürel hal başta olmak üzere kendisine musallat olmuş tüm yahudi propagandasına rağmen, yahudiyi hala milli bünyelerini tehdit eden ve dünya üzerinde iktisat manivelası eliyle kendi hükmünü yürüten bir arıza, bir tür kanser dokusu olarak görme temayülündedir.
1 Aralık 2008 ile 13 Ocak 2009 tarihleri arasında Avusturya, Fransa, Macaristan, Polonya, Almanya, İspanya ve İngiltere’de gerçekleştirilen ankete katılanlardan yüzde 40’ını aşkın bir bölümünün, Yahudilerin iş dünyasında fazla güce sahip olduklarına inandığını gösterdi.
Fazlası, Avrupa milletlerinin %31'i, küresel ekonomik krizden uluslararası yahudi sermayesinin sorumlu olduğunu düşünüyor.
Necip Fazıl'ın 1960 yılı Büyük Doğu Dergisinde yayınladığı 'Maddeler Halinde Yahudilik' makalesinde, Almanyada, kendi iddialarına göre 6 milyon yahudinin katledildiği zamandan sadece 15 yıl sonra, yahudi tahakkümünün ne seviyelere vardığını gözler önüne seriyor. Makaleyi aynen iktibas ettiğimiz için tekrarına lüzum görmemekle beraber, yahudinin iddiasına göre soykırıma uğradığı Almanyada kısa bir süre zarfında ulaştığı tahakküm dehasına bakarak, tüm avrupanın halini bir düşünmek gerektiğini söylemekle yetineceğim.
Bugün bizzat yahudinin iktisadi tahakküm kabiliyetinin ulaştığı irtifa bir yana, asıl üzerinde durulması gereken mesele, yahudi sermayesinden çok, 'yahudileşmiş sermaye' olmalıdır. 'Yahudileşmiş sermaye' ile kastedilmek istenen iktisadi enstrumanların yahudi eliyle ve yahudi hareket biçimine uygun olarak icad edilmesidir. Bugün, bizzat paranın, karşılığı olmaksızın bir takım itibari kıymet hükümlerine mevzu hale getirilmesi bizzat yahudi icadıdır. Ardından faiz, kredi, kefalet, borsa, IMF vb tüm finans vasıtaları yahudi tarzı iktisadın aletleridir. Bizzat yahudi tarafından icad ve ihdas edilmiş bu enstrumanların çıkardığı ses, gemicileri aldatıcı nağmelerle ölüme sürükleyen sirenlerin ulumalarına denk olarak, dünya milletlerini yahudi lehine ölüme sürükleyici olmuştur.
Büyük bir veli yolda yürüyor. Bakıyor ki, yol kenarında şeytan; oturmuş ve eline aldığı çubukla toprak üzerinde bir şeyler çiziktiriyor, siliyor, tekrar çiziyor; oyalanıyor.
Veli hitap ediyor: 'Sen şeytansın, Allaha yemin etmiştin ademoğullarını yoldan çıkartmak ve saptırmak için hiç durmadan gayret gösterecektin. Nedir bu miskin halin?..'
Şeytan cevap veriyor:' Zamanımızın sahte alimleri insanları saptırma yolunda o kadar ileri gittiler ki, bize iş kalmadı!..'
Yahudileşmiş sermayenin halini, misalini ben en iyi bu hikayede buluyorum.
Bugün, 'bana bir milletin parasının kontrolünü verin, siyasi idarenin kimde olduğunun önemi yok' diyen Amerikan Dolarının idaresini eline almış yahudi sermayedarın ne demek istediğinin idrak günlerindeyiz.
Batıyı, menfi tarafından hayran ve batının kendi iç çelişkileri ve iflasını görmeden ahmakça taklit etme, düşünme ve anlayış malzeme ve vasıtalarını dahi ithal etme yolunu seçmiş bizdeki batıcılar, nedense, batılı milletlerin kendilerine has bir milli bünye hissiyle hareket ettikleri ve tıpkı bizim milletimiz gibi başlarındaki idarecilerden ayrı olarak yahudiyi uzak tutulması gereken olarak gördüğünü dikkate almıyorlar.
Anlaşılıyor ki, yahudi bizi nasıl ki burnundan halkalanmış ayı misali idari ve iktisadi manivelalarla oynatıyorsa, Avrupa milletlerini dahi aynı biçimde idare etmektedir. Hür davranış mecali ise ancak halkanın bağlı olduğu zincirin müsade ettiği kadardır.
Herşeyden önce Amerikadaki yahudi lobisinin neden böyle bir anket yapmak ihtiyacı duyduğu, yapmış olsa da bunu neden yayınlamak ihtiyacı hissettiği, yayınladığı neticelerin ne kadarının gerçeği yansıttığı üzerinde düşünülmesi gerekenlerdir.
Ancak her halukarda Avrupa milletleri, %40 lara varan reaksiyonu göstermektedir ki, tüm yahudi propaganda ve güdümüne rağmen, avrupa milletlerinin dahi din vechesiyle değil ama mizaç husüsiyeti ile yahudileştirilmesi çabalarına rağmen, içten içe nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğunu sezgi planında idrak etmektedirler.
Aynı zamanda, dünyanın içine girdiği ekonomik buhran veyahut finans sıkıntısının sebebini, batıda ve batı mukallidi doğuda sözde aydınların değil de, bizzat milletlerin, ferdi düşünceleri aşıcı cemiyet şuurunun teşhis edebildiğini görmek gerektir.
'Bu krizin neden olduğunu anlayamıyoruz' diyen batılı söz sahibi ekonomi merkezlerinin vazettiği acziyet yanında, cemiyet şuurudan mütevellit selim idrakin koyduğu teşhisin basit, sade ve apaçıklığı karşısında hayrete düşmemek elde değildir.
Halkın dili hakkın dilidir; hakikati teşhis etmiştir!..
Cemiyet şuuru, akıl gibi analitik metod kullanmayan, ruh gibi sezgi ile bulucudur. Dolayısıyla Yahudi enstrumanlarının işlemesine dair binlerce iktisadi teori arasında boğulmuş ve aptallaşmış batılı iktisatçının yapması gereken, tüm bildiklerini bir kenara bırakıp batı milletini dinlemesi ve ruhun sezgisiyle keşfedilmiş hakikat üzerinden analitik dehasını konuşturmasıdır.
Böylece ve masumane biçimde küresel krizin sebebini 'yahudi sermayesi' olarak teşhis eden Avrupa milletine nisbetle o, analiz çabasıyla derinleşecek ve bu teşhisin 'yahudileşmiş sermaye'yi, yahudileşmiş hayat tarzını, yahudileşmiş anlayış temelini kapsadığını görecektir.
Böylece iktisat temelli bir dünya görüşünün dahi yahudi eliyle kotarılmış bir anlayış temininden ibaret olduğunu idrak edebilecektir.